Siz de bazı zamanlar kendinizi çok gereksiz hissetmiyor musunuz? Yoksa bunu hisseden yalnızca ben miyim? Böylesi durumlarda kendimi Dostoyevski ile avutuyorum ' Her şeyi anlayan bir adam kendine nasıl saygı duyar.'. Bu cümleye sığındığıma bakmayın, kendimi bahaneler yaratan bir aptaldan fazla görmüyorum.
Sanki bir mahzen yaratmışım kendime, yerin en altına. Bütün benliğimi kapatmışım oraya. Bir de utanmadan yanlış bir şeyler var diye yakınıyorum. Sürekli Dostoyevski'den birkaç cümleyi tekrarlıyorum kendi kendime. Bütün yazılarını üstüme alınıyorum. 'Kendi köşeme çekilmişim; zeki insanların önemli bir iş tutamayacakları, tutanlarınsa aptal oldukları gibi kin dolu, hoş bir avuntuyla günlerimi doldurup gidiyorum.' Mutsuzken bunları düşünüyorum işte haddim olmayarak. Mutlu insanlar aptal, mutlu olmamaları gerek diyorum kendi kendime, içten içe kıskanarak.
Zıtlıklarla dolu bu dünyada ben de kendime bir yer edinmeye çabalıyorum sadece. İstediğim olmayınca da mızıkçı çocuklar gibi köşeme çekilip kin dolu bir ifadeyle uzaktan izliyorum benim yerimi dolduranları. Çocuk gibi dedim ya öyle işte hemen unutuverip hıncımı, aldanıyorum bir gülümsemeye. Başka mekanlarda, başka oyunlar yaratma çabasına giriyorum.
Bazen de kendi kendime masallar yaratıyorum. İnanır mısınız bilmem ama kendi yarattığım masallarda bile kaybeden taraf hep benim. Prensini bekleyen bir prenses oluyorum, prensim attan düşüyor, ormanda onu pamuk prenses buluyor. Birlikte mutlu yaşıyorlar... Aşık olduğum adam benim için çöllere düşüyor, çölde gördüğü dişi kutup ayısına aşık oluyor. Ayıyı öpünce o da prenses oluyor. Birlikte mutlu yaşıyorlar..
Gerçekten eksik olan bir şeyler var.
' Size şunu söyleyeyim ki, benim gibi yeraltı adamlarının dizginini sıkı tutmak gerekir. Kırk yıl yeraltında sesimizi çıkarmadan otururuz, ama bir de fırsatını bulup yeryüzüne çıktık mı, dırdırımızdan kurtulamazsınız.'
hepimiz kendi kabuğumuzdayız, ne kadar sokaklarda olsak da.
YanıtlaSil