6 Mart 2014 Perşembe

K. Notları

Gelmeden önce gideceğini söylemişti.
Alışmamam gerektiğini bildiğim halde engel olamıyordum kendime.
Sabah, gece, şimdi veya daha sonra elbet gidecekti.
Hazırlıklı gitmesinden korkuyordum. Ceketini giymeden gidebilir mesela.
Üşüyebilir, ama bu bencilliğime engel olamıyor.
Bir zamanlar onun burada olduğunun elle tutulur bir kanıtı olmalı bende.

Plastik bir poşete koyarsam anılarımın eskimeyeceğini düşünüyordum.
Plastik doğaya zararlı, ben doğaya aykırıyım.

Sadece kedilerin yaşadığı bir ülkede turist aslana aşık oldum ben.
Onun tereddütleri benim korkularım vardı.
Benim olmasın ama dursun yanımda, ellerimle geyik bile avlarım ona.

Aslanlar ceket giymez.

3 Mart 2014 Pazartesi

Fi'den Yas Koydum

Fikrimden ödün vererek zikrediyorum bu gece.
Kendime ihanet ettim, kendini affet.

Yalnızlık çok karaktersiz, bunu kaç karakterle ifade edebilirim?

Çay demlemeyi unutmuşum.
En iyisi oralet bu aralar.

Evin duvarları küçülmeye başladı.
Çerçeveler sığmaz oldu resimlere.
İnsanlar küçülürken, duvarlar büyüyor.
Sıfırlamaya çalışırken dünyayı, ben sıfırlandım.

Kendimden terfi ediyorum bugün.
Başka zamanlara anlam aramaya gideceğim.
Bulamayacağım için şimdiden ağlamaya başladım.
Sakin değilim sen sakin ol.
Ben yine de görmeyeyim.
Karşımda dur, söz gözlerimi kapatacağım.
Yalnızlığın çıplak tenine bile bakmıyorum.
Sen yalnızlık kadar güzel değilsin.

Yağmur yağarken duş alıyorum evde.
Paspasta ayak izim.
Yağmuru aldatıyorum.
Su faturasıyla ödeşiyorum.

Pencere yolunu kaybetmiş, benimle dalga geçiyor.
Hakiki kasvet ismimi soruyor.
Ben hakiki değilim.
Tartışmasız mağlubiyetlerimin sonuncusu paspasta.
İz yok oluyor.
Yok oluşa seviniyorum ben.
Varlığın ispatı yok olmaktır.
Dedi.
Demişti.
Yok.


17 Şubat 2014 Pazartesi

k. notları

Kuyruğuma bağlanmış olan tenekelere aşığım ben.
Onları çıkardığı sesler sayesinde varlığımı hissedebiliyorum.
Bakışlara alıştım.
Siz aşktan anlamazsınız ki.
-dan daha iyi olanlara taparsınız.

Peki, diğerlerine susarak ben buradayım diye bağra bilmenin ne kadar güzel bir duygu olduğunu bilir misiniz siz?
Kefil oluyorum yalnızlığınıza, yeter ki uzaklaşın benim zavallı mutluluğumdan.
Size bakarak gülerim, kuyruğumu sallarım.
Gülünecek halinize ağlama oyununuza eşlik ederim.
Yeter ki uzaklaşın.

Bitkilerin düşünen et yığınlarından daha faydalı olduğuna inanıyorum.
Böceklere savaş açacağım.

Bir ciğere tav olmadı gönlüm.
Kuyruğumda ciğer konservesi bile yok.






16 Şubat 2014 Pazar

Gökyüzü ve Trenin Aşkı

Bana bıraktığın miras beni öldürüyor.
Sabahı görmek istemeyen bir körüm ben.
En güzel elma senden gelen o çürük kapılar arkasında saklanan o pinokyonun elindeydi.
Uzanmak istedim, uzanmadım.
Tamam demek istemiyorum.
Ne tam ki?
Delirmeyi düşünüyorum bu aralar.
Ama delirmek lüks bir hastalık demiş bir yazar.
Bilmem, bilir misin?
Delirmeden önce çok para kazanmam gerek.
Seni kazanırsam deliremem.
Çalışırken de deliremem.
Beceremem işte.
Hastalıklı ruh halim sana zarar.
Ben erirken olma burada, yaklaşan trenler çarpacak gökyüzüne.
Ya delinirse gökyüzü, yıldızların hepsi senin üstüne düşer.
Yıldızlar seni severler.
Ben sevmem.
Trenin içindeki küçük çocuklar el sallamayı severler.
Onlar nereye gidecekler?
Yıldızların hepsi senin üstüne düşsün.
Sevgililerin hayallerinin gerçekleşme ümidi olmasın.
Hepsi senin olsun.
Sarhoş bir makinist, ya da delirebilecek kadar zengin.
İşçiler zengin olabilirler mi?
Belki de makinist de seni seviyordur.
Benim sevmediğim gibi.
Sahip olabileceği en güzel cümleleri kuramamıştır o da sana.
Ya gökyüzü trene çarpmışsa. 

18 Ocak 2014 Cumartesi

TEKRAR VE TEKRAR

   Kaçıncı tekrarıydı bu şarkının. Sessizce sordu. Kendi sesini duymak istemediğinden fısıldıyordu. En sevdiği kısmı içinden mırıldanırken baktı çevresine, sevebileceği en ufak zerreyi bile gözden kaçırmak istemiyordu. Sevebilmişti daha öncesinden de.

   Çabalayarak olmayacağını biliyordu, yine başarmıştı fakat bunun farkı en olanaksız durumları bile sevmek istemesiydi.

 ‘yanlış uzamlarda, yanlış adam’

Kim uyarsa kendisini, kulaklarını tıkardı. Dik başlılığı yüzünden adımlarını hep yanlış attığının farkında bile değildi.

Bir masal anlattı adama



“ Meleklerin ülkesinin arkasında bir ülke varmış. Melekler bu ülkenin farkında bile  değilmiş. Tanrı bile göremiyormuş bu ülkeyi. Hani meleklerin evi daha önde ya, kim ne yapsın insanların yaşadığı küçücük bir ülkeyi. Bu ülkede insanlar çiçekleri çok severmiş. Herkesin küçük küçük bahçesi, bahçesinde de bir sürü çiçekleri varmış. Tabii ki en büyük bahçe krala aitmiş.

  Her yıl yarışmalar yapılır, en güzel çiçekler seçilir, bu çiçeklerin tohumundan krala hediye edilirmiş. Kral da bu tohumların bir kısmını bahçesine ektirir bir kısmını da saklarmış.

   Bu ülkede sadece kralın bahçıvanının bahçesi yokmuş. En güzel çiçeklerin olduğu bahçede çalışıyor, en güzel çiçekleri o ekiyor ama hiçbir çiçeğe sahip olamıyormuş.

   Bu adil değil diyerek bahçesindeki bütün çiçekler mantarlı olan ülkenin en yaşlı adamının yanına gitmiş.

‘ Sana krala verilen en güzel tohumları getireceğim yardım et bana, benim bahçem yok görüyorsun. Benim yoksa kimsenin olmasın. Sen onların bahçelerini yok et sonra da sana getirdiğim bu güzel tohumlarla ülkenden kaç’ demiş.

  Yaşlı adam  sadece kafasını sallamakla yetinmiş.

   Ertesi gün insanlar uyandığında çiçeklerinin hepsinin solduğunu ve grileştiğini fark etmişler. Herkes ağlarken, bahçıvan kralın özel tohumlarını yaşlı adama götürmek için  ambara gitmiş, fakat hiçbiri yokmuş yerinde. Yaşlı adama ne diyeceğim diye düşünürken tohumların yerinde bir not görmüş  ‘Ben griyi de severim. İşimi hallettim alacağımı aldım. Öbür sandığa da kralın kendi tohumlarından ayırt edemeyeceği tohumlar bıraktım. Fakat artık bu ülkede çiçek yetişmeyecek. Griyi sevmeye alış.’

     Bütün ülke yas içindeymiş. Hepsi yeni çiçekler ekiyor fakat hiçbir sonuç alamıyorlarmış.

     Kralın aklına sonunda bir fikir gelmiş. Ülkendeki insanların ortaklaşa çalışacağı bir bahçe kurmaya karar vermiş.  Bunu halkına anlatınca herkes çok sevinmiş. Hepsi bu sefer birlikte çalıştıkları içim başaracaklarına inanıyormuş. Masallarda böyle anlatılmıştı ya. birlikte çalışan insanlar neyi başaramazdı ki.
     Kral bahçıvanından en güzel tohumlarını istemiş. Bu bahçeye sadece bu tohumların ekilmesine karar verilmiş. Bütün halk el birliğiyle çalışmış. Burası en güzel tohumların ekili olduğu en güzel bahçe olacaktı. Daha mükemmel ne olabilirdi ki.

     Uzun bir çalışma uzun bir bekleyiş oldu. Beklediler beklediler beklediler….

      Kral dayanamadı en sonunda halkını toplayıp bir konuşma yaptı. ‘ Uzun zamandır bekliyoruz sevgili halkım. Sizin kadar ben de endişeliyim. Ama unutmayın bu bahçede ülkenin en güzel çiçekleri ekili. Elbet bir gün çıkacaklar. Bu yüzden hepimiz bu bahçe ve bu güzel çiçeklere sahip tohumlar için yaşacağız. Bunu inkar edenler ülkeden gidecek’

      Bütün halk o çiçekler için yaşarken bahçıvan ülkeyi terk etmiş.

      Ormanda yaşlı adama rastlamış bizim bahçıvan  ‘ Neden bunu yaptın, neden tohumları değiştirdin. Uğruna yaşayacağım bir şey kalmadı senin yüzünden.’ Demiş.

      Yaşlı adam gülmüş ve ‘ Tohumlar aynı değiştirmedim ama çiçekler yok.’ Demiş.”


      Adama ‘Çiçekler olmadan da tohumlar güzel olabilir mi?’ diye sordu. Cevabını alamadı. Uyuyan bir insan sorulara cevap veremezdi.

      Bahçıvanı düşündü, o tohumları ve bekleyen halkı.

     Şarkı tekrar başa sarmıştı. Fakat o kadar alışmıştı ki o şarkının çalmasına kapatınca uyuyamayacağını biliyordu.

     Gözlerini kapattı.
     Uyumadı.




14 Ocak 2014 Salı

yalan, yanlış

Sorular sorulmadan cevaplarını verdim ben.
Doğru ya da yanlış.
Durak yanlıştı, beklediğim otobüs doğru.
Karşı yolda kalmıştı gerçekler, gidilmesi gereken yerler.
Doğru vasıtayla yanlış yoldan giderek ulaşmaya çalıştım.
Başaramadım.

Kulaklarımı kapatarak anlattım kendimi sana ben.
Ne söylediğimi biliyordum.
Nasıl söylediğime dair bir fikrim yoktu.
Sesimin çıkmadığının farkında dahi değildim.
Anlamanı bekledim.
Yanlış.

Şarkıların arasına renkler serpiştirdim ben.
Hepsi birbirinden aykırı.
Birbirine yakışmadılar.
Ayrıyken güzelken yan yana sadece tezattılar.
En sevdiğim renk kayboldu aralarında.
Doğru.

Bu gece yastığımı öldürdüm ben.
Çok samimi olmuştuk artık.
Bu kadar samimi olmaya hakkımız yoktu.
Öldürdüm.
Çarşaf ağlıyor, yorgan mutlu.
Yanlış

Hep ben diyecek kadar bencilmişim ben.
Belki.
Sana kurulan cümlelerin benimle bitince kalmaz anlamı.
Sevmem anlam aranan heceleri.
Bitsin ben sonunu okuyamadan.
Yanlış.
Neye göre?

10 Ocak 2014 Cuma

yaşanmadan yaşanmış

gözleri kapalıyken daha iyi görebilen sağır bir kızın hikayesi bu. hayatının hikayeleştirilecek bir tarafı olmadığını düşünen kızın.
lügatında sürekli tekrarlanan bir mecburiyet kelimesi. 
her şey bu kelimenin anlamını merak etmesiyle başlamıştı.
ona merak etmenin ne olduğu öğretilmemişti, bahçede toprağı kazan bir köpeğin gözlerindeki o bilmiş merakı gördükten sonra kendi kendine öğrenmişti.
geceleri neyi merak edebileceğini düşünürdü gizli gizli. 
ilk olarak neden sadece belli şeyleri duyabildiğini merak etti. 
duyamadıkları yüzünden sağır mı oluyordu? 
o gece bundan sonra hiç konuşmayacağına dair kendine söz verdi. 
hayatında hiç bir şeye sahip olamamıştı. 
bu yüzden kendi kelimelerine sahip olmayı, ve bu konuda çok bencil olması gerektiğine inanıyordu.
kız o gece dilsiz oldu.
sabah bahçede ölü köpeği gördü. 
ağlamadı.
köpeğin kazdığı toraktan içeri doğru giren bir kuyruk gördü son olarak.
gözlerini kapattı. 
kız görmez olmuştu.
merak etti
neden yaşıyordu?