29 Mayıs 2014 Perşembe

08.00-17.00


İnsanın en iyi yürüyerek kendine vakit ayırabileceğini düşünüyorum. Vücudu belli bir tempoya alıştırdıktan sonra düşünmek daha da kolay oluyor. Eğer rüzgara karşı yürünüyorsa  bir de sigara yakılmalı muhakkak böylece sigara hem rüzgarla paylaşılmış hem de saniyeler içinde terk edebilen dumanının geri dönüşünü hissedebilir.

Belki de bencilliği terk ektiğim konusunda yanılıyorumdur.

Kendim için değil toplum için yaşama vaktimin geldiğine uzun zaman önce inanmaya çalıştım. Yapamadım. Gönüllü toplum kuruluşlarına katıldım. İnsanları mutlu ettiğim zaman ben onlardan daha mutlu oldum. Yine kendim için yaşamış saydım kendimi. Hala o kuruluşların bir kaçında ismim var. Galiba kendi mutsuzluğumla insanları mutlu etmem gerekiyor toplumun gerçek şartlarına inanabilmem için.

Hala kendim için yaşadığım kanısındayım. O yüzden belli saatlerimi düşünmemeye çalışarak geçiyorum. 10 dakikalık teneffüs aralarında artık kitap okumuyorum.

Ama şimdi yürüyorum hala kendimi düşünebilirim. Suyun altını kapatmış mıydım?

Her türlü ulaşım aracına karşıyım. Hiçbir zaman bisiklet süremedim. Evim, iş yerim, ailem ve sevdiğim adam yürüyebileceğim mesafelerde olmalı. Evden iş yerine yürüyerek gidiyorum, diğerlerinde başarısızım.

İlk aşık olduğum zaman da yürüyordum. İlkokuldayken beden eğitimi dersinde tekli sıraya girip okul çevresinde yürüyüş yapıyorduk. Sanırım cezalandırılmıştık. Yürürken önümdeki ensenin sol altında bulunan bene odaklanmıştı gözüm. Yürümeyi sevdim, sırayı sevdim ve boyum uzamasın istedim. Bu kadar basitti. Kimsenin ensesinde öyle bir ben görmemiştim ve bu onun farklı olduğu anlamına geliyordu. Bütün gün yürüyebilirdim. Ama elbet durmamız gerekiyordu. Herkes durdu, ben de durdum ama aslında işte o zaman yürümeye başlamıştım.

Keşke önceki gün susmak için söz vermeseydim kendime, kardeşime öldüm demeseydim ve hiç ölmeseydim diye düşündüm.

Liseye kadar sustum.

Konuşunca da hiç konuşmamış olmayı diledim. Artık susmak için çok geçti ve ben de ağlamaya karar verdim

Ve yine keşke ensesinde beni olmasaydı ya da boylarımız bu kadar birbirine yakın olmasaydı.

Ben yarım metre kadar o da yarım metreden daha fazla uzadı.

Boyum babama yaklaşmıştı ki artık annem gitmek istiyordu. Daha babamın boyunu geçmem gerek diyemedim. Sustum.

Sustuğum zaman da kaybediyordum konuştuğum zaman da. Susmak konuşmaktan daha kolaydı.


Sustum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder